| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

SAKLAMBAC,OYUN OYNA,KRALOYUN,BEDAVA OYUN,ÇOCUK EĞİTİM,COCUK FİLMLERİ,CİZGİ FİLMLER,ANİMASYON FİLMLER,KOMİK FİLMLER RESİMLER

CANLI YUMURCAK TV,OYUN OYNA,KRALOYUN,BEDAVA FULL OYUNLAR,ONLİNE CİZGİ FİLM İZLE,ANİMASYON FİLMLERİ,VİDEOLAR,COCUK ŞARKILARI,EĞİTİM,EĞLENCE,ÇİZGİ FİLMLERGRUP HEPSİ,BRATZ,WİNGS CLUP,VİDEOLAR

28 "hikayeler" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"hikayeler" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Yeni Çocuk Masalları - Canavarlar Ülkesi Masalını Okumak

Canavarlar Ülkesi

Masal Dünya'sında, sevimli bir ülke varmış. Burada yaşıyan insanların çoğu
mutlu ve güler yüzlüymüş. Çoğu zaman birbirleri ile şakalaşır, nükteler üretir, bunlara kahkahalarla gülermişler. Bu neşeli insanların sokaklarda, caddelerde yürümeleri bambaşka bir güzellik sergiliyormuş. Sokaklarda kadınlı, erkekli kümeler halinde uyum içinde yürürmüşler. Erkeklerin etrafa kah caka satarak, kah kaslarını gererek, kah yeni terlemiş kaytan bıyıklarını sıvazlayarak salına, salına yürümeleri görülmeye değermiş. Ya genç kızlar. Onların çıtı pıtı tavırları, sekerek yürümeleri, oyalı mendilleri ve gerdan bükmeleri dillere destanmış. Lokum gibi güzel ve tatlı kızların ünü tüm masal Dünya'sına yayılmış. Sanatçılar onların sevgi dolu bakışlarını çizmişler. Müsizyenler onlar için içli türküler bestelemişler. Su boylarında, sandal gezilerinde onların anısına şiirler söylemişler. Türküler, şarkılar, şiirler yankılanırmış sarp dağların arasında. Hep gezen, yürüyen insanlar için...
Yalnız bu insanların çok önemli bir sorunu varmış. Söylenceye göre geçmiş zamanlarda bir büyücü bu insanlara iki kişilik vermiş. Büyücü tüm tılsımını üç büyülü söz üzerine kurmuş. Her kim "at, avrat ya da silah" sözcüklerinden birini kullanırsa tavrı değişiyormuş birden.
Bu insanlar duygusal olmalarına karşın, ata bindiklerinde bir başka kişiliğe bürünüyormuşlar. Bu sevecen, neşeli ve güzel insanlar gidiyor, yerine gözleri yuvalarından fırlamış, asık suratlı, dişlerini göstererek çığlıklar ve savaş naraları atan insana benzer saldırgan yaratıklar geliyormuş.
Bu sevgi dolu insanlar "avrat" sözcüğünü duyluklarında gözleri dönüyor, ağızları kudurmuş hayvanlar gibi köpükleniyor ve önlerine çıkan kadınlara kim olduklarına bakmaksızın saldırıyormuşlar.
Karınca bile incitmeyen, hayvanları sevgi ile besleyen bu insanlar ellerine bir "silah" geçti mi, ulu orta kurşun savuruyor, canlı cansız her şeyi yok ediyormuşlar. Hele "silah", "at" üzerinde ellerine geçerse vay karşısındakilerin hallerine...
Bu yaratıkların atlarını mahmuzlayarak, ağızlarından köpükler saçarak, hırçınca dolanmaları ürkütücüymüş. At sırtında çılgınlar gibi, önlerine çıkan her canlıya saldırmak, onlara zarar vermek ya da öldürmekmiş emelleri. Bu işten pek çok keyif alıyormuşlar. Bir de karşılarına çıkan canlıya zarar verebilirseler, sevinç çığlıkları komşu ülkelerden bile duyulurmuş.
Kral, halkı bu büyüden kurtarmak için tüm bilginleri bir araya toplamış ve düşüncelerini sormuş. Bilginler :
- Bu insanların yürürken bir sorunları yok. Sorun at sırtına bindiklerinde başlıyor. Bir yolunu bulup ata binmelerini önlersek, belki büyü etkili olamaz.
diye yorum getirmişler. Kral, bilginlerin düşüncesini uygun bulmuş, halkın ata binmemesi için ne yapabileceklerini araştırmalarını istemiş.

Bilginler bir süre araştırdıktan sonra, yine Kral'ın karşısına gelmişler :
- Birisi bize, komşu ülkelerde bir araç olduğunu söyledi. Bu araç atsız gidiyormuş ve
söylentiye göre attan da hızlıymış.
demişler. Kral, büyük bir umutla bilginlerini görevlendirmiş. Bilginler seçtikleri elçilere komşu ülkedeki atsız aracı inceleme görevi vermişler. Eğer, elçiler atsız aracın sorunu çözeceğine inanırsalar, atların yerine bu araçların kullanılması için Kral emir bile verecekmiş.
Haberciler köy köy dolaşıp bilginlerin görevini halka duyurmuşlar :
Ey güzel ülkenin tatlı insanları, bilginlerimiz hepinizin bildiği büyüyü bozmak için Kral tarafından görevlendirildiler. Komşu ülkelerde atsız araçlar varmış. Bu araçları inceleyecekler. Eğer büyüyü bozacağına inanırsalar, bu araçlar ülkemize getirilecek. Halkımız bundan böyle ata binmeyecek. Bu araçları kullanacak. Kral'ımız der ki :
"Halkımız mutlu olsun. Artık üzüntülü günler geride kalacak..."
Bu haberi duyan herkes pek sevinmiş. Büyü etkin olduğunda canlılara zarar verirken keyifleniyormuşlar, ama sonra çok üzülüyormuşlar. Kolay değil, bir hiç uğruna tanıdık, tanımadık demeden herkesin canına zarar vermek hoşlarına gitmiyormuş.
Tarihi görev, günü geldiğinde başlamış. Elçiler, halkın çoşku ve sevgi dolu gösterisi eşliğinde, bir deve kevranı ile komşu ülkeye doğru yolculuğa çıkmışlar. Büyüden uzak kalmak için kervana hiç at almamışlar. Elçiler, derelerden, tepelerden dolana, dolana, deve kervanının hızlıyla aylar sonra komşu ülkeye ulaşmışlar.
Bilginler bu ülkeyi gezerken, atsız aracı görmüşler. Biraz inceledikten sonra :
- Bu araç tam bizim Kral'ın istediği gibi. At olmadan yürüyebiliyor. Ata binmeyince, insanlar hırçınlık yapamazlar. Hem ata binenler, bu araçtakine zarar veremez. Baksanıza, bu araç attan çok hızlı...
diye yorumlarını yapmışlar.
Elçiler komşu ülkeden bir örnek aracı alıp ülkelerine götürmek istemişler. Amaçları aracı Kral'a göstermek ve kendi kanılarını Kral'a doğrulatmakmış. Komşu ülke, yeni araçlarını satacak bir pazar bulduğu için elçilerin isteğini uygun bulmuş ve yetkili görevli hemen bir örnek araç hazırlatmış.
Örnek aracın nasıl kullanılacağını öğretecek bir sürücüyle araca binen elçiler, kendi ülkelerine dönmüşler. Elçilerin bu hızlı araçla ülkelerine dönmeleri yalnızca birkaç gün sürmüş.

Elçiler yeni araçla Kral'ın önüne geldiklerinde, alanda toplanan halk
merakla gösteriyi bekliyormuş. Sürücü aracı çalıştırmış. Kral araca binmiş ve araç
hareket etmiş. Atsız aracın yürüdüğünü gören topluluktan bir uğultu kopmuş. Hepsi hayretlerini saklayamamışlar. Gösteriyi izleyenler de inanmış bu aracın atların yerini alacağına. "Artık büyü etkili olamayacak" diye pek sevinmişler.
Sürücü, Kral'ın görevlilerine aracı nasıl kullanacağını öğretmeye başlamış. Kral komşu ülkeye haber iletmiş. Yeni araçtan satın alacaklarını bildirmiş. Zaman içinde birer ikişer yeni araçlar gelmeye başlamış. Önce Kral, daha sonra yanındaki görevliler bu araçtan edinmişler.
Atlı canavarlar, bu araçları gördüklerinde onlara sadırmaya çalışmışlar ama, araç çok hızlı olduğu için araca yetişememişler. Aracın üzerindekilerin atlı canavardan zarar görmediği tüm ülkede yankı yaparak duyulmuş. Atlı canavarlardan kurtulmak isteyen herkes, bir an önce bu araçtan edinmek için sıraya girmiş. Halkın tüm emeli kendi kendine yürüyen araçtan satın almakmış. Herkes yememiş, içmemiş tüm gelirini biriktirmiş ve bu pahalı aracı almış. Aracı almaya gücü yetmeyenler hala ata biniyor ve atlı canavar olmaya devam ediyormuş. Kral, atlardan tümüyle kurtulmak için ülkenin büyük girişimcilerine destek olmuş. Fabrikalar kurdurmuş. Artık bu güzel ülkede de kendi başına yürüyen araçlar üretilmeye başlanmış. Halk ülkelerinde yapılan araçları daha kolay ve ucuza alma olanağına kavuşmuş.
Yıllar hızla akıp gitmiş. Ülkede ata binenler pek kalmamış. Kalanlar da eski etkinliklerini gösterememişler. At olmayınca, büyülü sözcüklerin etkisi azalmış. Artık "avrat" sözcüğünden etkilenenler eskisi kadar çok değilmiş. "Silah" sözcüğü hala ürkütücü oluyormuş ama, büyüden kurtulmak için halkın çoğunluğu silah taşımaz olmuş. Aslında Kral, silah taşıyanı cezalandırmaya başlamış olduğundan, yalnız silahı çok sevenler, eski canavarlıklarını sürdürmek isteyenler, gizliden silah taşımaya devam etmişler.
Araçlar çoğalınca önceleri tek tük, sonraları sayıca daha çok tuhaf olaylar olmaya başlamış. Büyüye benzemesin diye bu olaylara "kaza" adını vermişler. Araçlar ya birbirleri ile çarpışıyor, ya da bir ağaca, bir direğe çarpıp parçalanıyormuş. Aracın bir başkası ile çarpışması, eskiden atla yapılan saldırıdan daha kötü sonuç veriyormuş. Artık canlılar eskisi gibi birer, birer zarar görmüyor, topluca canlarından oluyormuşlar. Ülke, bazı günler kan gölüne dönüyormuş.
Bazı günler tüm araçlar yollarda kalıyor saatlerce ilerleyemiyormuşlar. Bir araç yolun ortasında durup yük ya da yolcu indirip bindirirken, arkasındakiler onu beklemek zorunda kalıyormuş. Bazen hızla giden bir araç öndekini nasıl geçmesi gerektiğini bilmediği için, arkadan ona çarpıp, hem öndekine hem de kendisine zarar veriyormuş. Sürücüler bazen araçları öyle zorluyorlarmış ki, hıznı alamayan araç, karşı yönden gelen araçla kafa kafaya girip içindeki tüm canlıların ölmesine neden oluyormuş. Halkın görünüşte bu konuda pek suçu yokmuş. Çünkü daha önce yalnızca ata binmiş olan halk, bu araçları ata biner gibi kullanmaya başlamış.

Zamanla, araçların üzerindeki gözleri dönmüş sürücüler, yollarda hızla ilerlerken
önlerine çıkan her şeyi ezmeye, kırmaya başlamışlar. Sanki ata binerken diğer canlılara saldırdıklarında yaptıkları gibi davranmışlar.
Bilginler hemen bir araya gelmişler. Bu "kazaların" nedenini araştırmışlar. Yoksa "büyü" biçim mi değiştirdi derlerken, komşu ülkeden getirdikleri araçla ilgili, pek önemli bir konuda eksiklik yaptıklarını görmüşler.
Komşu ülkeden sürücü getirmişler, onun aracı kullanmayı öğretmesini sağlamışlar. Meğer, araçlar kullanılırken uyulması gereken kuralları komşu ülkeden almayı unutmuşlar. Bilginler komşu ülkeden "trafik" adı verilen kuraları almamışlar. Tüm kazalar kuralsızlıktan ya da kural bilmemekten kaynaklanıyormuş.
Bilginler hemen "trafik" kurallarını kendi dillerine çevirmişler ve halka öğretmeye başlamışlar. Ama çok geç kaldıklarını "kazalar" önlenemez boyuta gelince anlamışlar.
Getirilen kurallar, eskiden at üzerinde saldırılar düzenleyen bu insanlara pek yaramamış. Halk ata binerken nasıl nara atıp saldırılar düzenliyorsa, araçları da öyle kullandıklarından kurallar etkisiz kalmışlar. Yalnızca bu insanların ünleri değişmiş. Eskiden tüm komşu ülkeler bu güzel ülkenin insanlarına "Barbar" derken, şimdi "Trafik Canavarı" demeye başlamışlar...
Öyle ya, masal diyarı da olsa, zevk için canlılara zarar verenlere başka ne ad verilir ki.

Akıllı Çoban Masalı - Güzel Masallar - Masal Okumak

Akıllı Çoban

Eski çağlarda Şahimerdan isimli bir hân yaşarmış. Hân, bir gün bütün halkı toplamış ve onlara şöyle bir vazife vermiş:
-Şu soruların cevabını en kısa zamanda bulun: Doğu ile batının arası kaç günlük yol? Allah, şu anda ne yapıyor? Bu iki sorunun cevabını üç gün içinde bulamazsanız hepinizin boynunu vururum!..
Hânın fermanına uymak lâzım, yoksa sonunda ölüm var. Ahali, üç gün düşünmüş taşınmış; fakat soruların cevabını bulamamış. Verilen üç gün bittikten sonra cellatlar, halkı sorgu alanına toplamışlar. Fakat, hânın sorularının cevabını hiç kimse bilmiyormuş. Yüce dağın eteklerinde koyun güden bir çoban, ahalinin müşkül hâlini görmüş. Yoldan geçen bir atlıya ne olup bittiğini sormuş. Yolcu şöyle demiş:
- Hân, halkına ‘Doğu ile batının arası kaç günlük yol? Allah, şu anda ne yapıyor?’ diye iki soru sordu. Soruların cevabını bulmak için de üç gün mühlet verdi. Bugün belirlenen vakit bitti. Fakat, henüz hiç kimse soruların cevabını bulabilmiş değil. Halkın böyle yorgun, bitkin ve üzgün olmasının sebebi ise ölüm korkusu...
Çoban, bu üzücü durumu öğrendikten sonra atın terkisine binmiş ve ahalinin toplandığı sorgu alanına gelmiş. Bütün halk toplandıktan sonra hân, tahtına oturmuş:
- Sorularımın cevabını bulan huzuruma gelip cevap versin. diye buyruk vermiş.
Meydana toplananların başları öne eğilmiş, ödleri kopmuş korkudan. Herkes ‘Sonumuz geldi.’ diye düşünürken, üstünde ak kaftanı, başında eski püskü başlığı ile bir genç, kalabalığı yara yara öne çıkmış:
-Hakanım, sorularınızın cevabını ben buldum, diyerek hânın huzuruna varmış. Bu durumu gören ahali, şaşkınlıktan âdeta donakalmış.
-Sorulara doğru cevap veremediğin takdirde başını alacağımı biliyorsun, değil mi?” diye sormuş hân, sert bir tavırla.
- Biliyorum, sultanım...
- Öyle ise söyle bakalım: Doğu ile batının arası kaç günlük yol?
- Yalnızca bir günlük yol, hakanım.
- Nereden biliyorsun öyle olduğunu?
- Eğer doğu ile batının arası iki günlük yol olsaydı, güneş yarı yolda kalırdı. Fakat öyle olmuyor; güneş sabahleyin doğudan doğuyor, akşamleyin de batıdan batıyor. Demek ki bu mesafe sadece bir günlük yol...
Bundan sonra hân;
-Allah şu anda ne yapıyor?” diyerek ikinci sorusuna geçmiş. Çoban bu sefer şöyle cevap vermiş:
- Hakanım, tahttan inerek yerinizi bana verin. Yerinize geçerek cevap vermek istiyorum.
Hân, çobanın bu ricasını kabul etmiş; yerinden kalkarak aşağı inmiş. Delikanlı, tahtın üstüne çıkarak ahalinin de işiteceği şekilde şöyle demiş:
- Yüce Allah, şu anda çobanı hânlığa, hânı da çobanlığa tayin ediyor.
Hân, delikanlının bu cevabını da kabul etmiş. “Böyle hazırcevap olana baskı yapılmaz, demiş ve meydana toplanan halkı da dağıtmış.
O günden sonra halk, çobana büyük saygı göstermeğe başlamış. Bir müşkülü olan ondan akıl sorar olmuş.

Saklambac - Resimli Çocuk Masalları - Altın Saçlı Kız

 

 

Altın Saçlı Kız

Zamanın birinde, bundan çok yıllar önce. Saraylarda padişahların yaşadığı, meydanlarda okların atıldığı, pazarlarda altın sikkelerle alış veriş yapıldığı zamanın birinde... Güzel bir bahçenin tam ortasına kurulu bembeyaz bir ev varmış. Bu evde altın sarısı saçları olan güzel mi güzel, alımlı mı alımlı; al yanaklı, gül dudaklı, boylu poslu, Bukle adında bir genç kız anneciği ile beraber otururmuş.

Güzeller güzeli Bukle her sabah, babaannesinden kalma bir kemik tarak ile saçlarını taramayı pek severmiş. Bir saat, iki saat hiç bıkmadan tarar da tararmış yumuşacık saçlarını. Sonra da tarağın dişlerine takılan, bir de yere dökülen tellerini itinayla toplarmış. Onları pembe ipek mendilinin içine sarar bir çekmecede saklarmış.

Oturdukları beyaz evin bahçesi öyle güzel çiçeklerle bezeliymiş ki, kokuları siz deyin on mahalle, ben diyeyim yirmi mahalle öteden duyulurmuş. Renkleri o kadar canlı, o kadar başkaymış ki; bahçenin önünden her geçen durup bakar, hayran kalırmış bu güzelliğe. Bukle’nin annesi Menzile, bir çocuk gibi severmiş bu güzel çiçekleri. Okşarmış, öpermiş; her akşam güneş batınca dağların gerisine, ay ışığı altında sularmış tek tek. Laleler onu gördüklerinde daha dik durmaya, menekşeler kokularını her köşeye yaymaya, güller iri iri açmaya çalışırlar; güzellik yarışına girişirlermiş. Hem çiçeklerle yaşamak öyle kolay da değilmiş. Çabuk küser, çabuk solar, çabuk bükerlermiş boyunlarını. Pek nazlı, pek nazenin, pek hassas, pek narin, pek kırılgan imişler. Öyleymişler işte. Sevgi imiş asıl onları besleyip büyüten.

Menzile haftada bir kere, karanlık çöker çökmez Bukle’nin altın sarısı tellerinden birisini alır, bahçedeki o güzel çiçeklerden seçtiğinin içine usulca koyarmış. Ertesi sabah da aynı çiçek bir altın verirmiş Menzile’ye. Bu, kimseye duyurmak istemedikleri bir sırmış. Anne kız böyle yaşar giderlermiş işte. Kimseye zararları yokmuş. Kimseye de muhtaç değillermiş.

Ancak insanlar çeşit çeşitmiş. İyiler de çokmuş, kötüler de... Kimin iyi, kimin kötü olduğunu ise bilebilmek pek zormuş. Günlerden bir gün nasıl olduysa, kadının biri, bir köşede durur iken Menzile’nin çiçekten aldığı altını görüvermiş. Hayret etmiş, gözlerine inanamamış, dönüp bir daha bakmış “gördüklerim doğru mu acep!” diye. Hemen aklında türlü fikirler dolaşmaya, bu fikirler bir kurt gibi beynini kemirmeye başlamış. Sonunda bu fikirlere yenilip de aklınca bir plan hazırlamış. Üzerine eski püskü, yırtık pırtık giysiler geçirip elini yüzünü kire pasa bulayıp, varmış güzel bahçeli beyaz evin kapısına.

Menzile çıkmış bu perişan görünen kadının karşısına. “Buyrun” demiş gülümseyerek. Kadın iki büklüm durarak, kısık sesle “misafir etseniz beni birkaç gün Allah rızası için” demiş ve kapının önüne yığılıp kalmış. Menzile kadına pek acımış, haline pek üzülmüş. Hemen ana kız içeri taşımışlar kadını. Yatağa yatırıp üstünü örtmüşler. Merakla başında beklemeye başlamışlar. Bir süre sonra kadın açmış gözlerini “su içsem” demiş. Bukle bir koşu su getimiş. “Açım” demiş bunun üzerine kadın. Bu sefer de Menzile koşmuş mutfağa, sıcak çorba getirmiş. Bir güzel karnını doyurmuş kadın. Ardından da açmış elerini, uzun uzun dua etmiş bu güzel insanlara:

“Allah ne muradınız varsa versin.
Sağlık, mutluluk, huzur dolsun eviniz.
Tuttuğunuz altın, sofranız bereketli olsun.
Eviniz sıcak, yüreğiniz ferah olsun.
Yarınınız güzel, seveniniz bol olsun.
Kötülük dokunamadan geçip gitsin çatınızın üzerinden.
..........”

Bir güzel dualar etmiş ki kadın oturduğu yerden, Bukle ve Menzile pek sevinmişler. Menzile “evin yoksa kal bizimle, yoldaş olursun bize” demiş. Kadın hiç beklemeden hemen atılmış. “Olur olur, kalırım” diyerek bir çığlık bırakmış havaya. Kim ne düşünür nereden bilsin Menzile. Kimin niyeti nedir nasıl bilsin Menzile.

O günden sonra birlikte yaşamaya başlamışlar beyaz evde. Güzel, temiz elbiseler vermiş Menzile kadına. Birlikte yiyip birlikte içmeye, birlikte gezip birlikte tozmaya, birlikte oturup birlikte kalkmaya kısa zamanda pek alışmışlar. Her sabah Bukle’nin altın sarısı saçlarını o tarar olmuş. Her teli itinayla toplamış, kimse görmeden bir kısmını ayırıp saklamış. Fırsat buldukça bahçeye çıkıp çiçeklere koymuş telleri. Ertesi sabah da bir bir toplamış altınları.

Günler geçmiş, haftalar geçmiş, aylar geçmiş. Kadın usanmış bu işten. Yorulmuş, bıkmış, “yeter artık” diyerek bir gece yarısı uyurken Bukle derin derin, mışıl mışıl; almış makası eline, altın saçını kökünden tutup kesmiş bir çırpıda.

İşte o an olmuş ne olduysa, altın saçın her bir teli kocaman bir yılana dönüşüp atlamışlar kadının üstüne. Oracıkta sokup öldüreceklermiş neredeyse, Bukle “durun” demeseymiş. Kadın korkudan küçük dilini yutmuş da, bir dahi hiç konuşamamış. Ödü “pat” diye patlamış da aklı yerinden oynamış. O günden sonra da kiminle karşılaştıysa, saçının tellerini yaşmağının ucundan gösterip birşeyler geveler, birşeyler anlatmak istermiş. Lakin kimse ne dediğini bir türlü anlayamazmış bu deli kadının. Acıdıklarından eline ekmek parası tutuşturup yollarına devam ederlermiş.

Birgün bir sokağın köşesinde bağdaş kurmuş otururken ak sakallı bir dede gelip durmuş karşısında. Uzun uzun bakmış gözlerine bir şey okur gibi. Sonra da “bir adam vardı buralarda yaşayan” demiş kadına. “Nalbant idi. Herkes sever, herkes hürmet eder, herkes pek güvenirdi ona. Bir sabah senin gibi o da gördü çiçeklerin verdiği altınları. Göz bir gördü mü, akıl bir yazdı mı kenara gözün gördüklerini insan kendini tutamaz olur. Günler boyu eline iş alamadı. Gelip gidenler “niye çalışmıyorsun, hasta mısın?” diye sordular uzun süre. Nalbant kimseyle tek kelime konuşmadı. Gözünün önünden çil çil altınlar gitmiyordu. Bir damla uyku girmedi gözüne. Sonra baktı ki olmayacak; eline koluna, diline kulağına bir de aklına hakim olamayacak. Her bir şeyini, neyi var neyi yoksa olduğu gibi bırakıp çekti gitti buralardan. Kimseler bir daha haber alamadı nalbanttan. Ne nereye gittiğini öğrendiler, ne de neler yaptığını duydular. Ben sana söyliyeyim mi ne oldu nalbanta?”

Kadın gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi bakmış dedeye, karşısında duran bir canavarmış gibi. Devam etmiş ak sakallı dede konuşmaya. “Nalbant şimdi padişahın sağ kolu. Vezir oldu memlekete. Eğer senin gibi tutamasaydı kendini, bu şehrin sokaklarında dolaşacak, adı “deli nalbant”a çıkacaktı belki de.”

Konuşması bitince dede yürüye yürüye uzaklaşmış kadının yanından. Onun arkasından bakakalan kadın saçını başını yola yola bağırmış da duyanlar gök yarıldı sanmış. Çocuklar öyle bir ağlamış ki üç gün üç gece susturamamışlar. Kediler korkup damdan dama atlaya atlaya başka şehirde miyavlamaya gitmişler.

Bukle’nin saçları da kısa sürede uzamış, yine eskisi gibi taranacak hale gelmiş. Açgözlü olmanın, yalan söylemenin, kötü düşüncelerin ne kadar zararlı olduğunu da daha iyi öğrenmiş. Anne kız uzun yıllar mutlu bir şekilde, beyaz evlerinde, güzel çiçekleri ile yaşamaya devam etmişler. Bir daha da kimseye güvenip evlerine almayı hiç düşünmemişler

Simli Güzel Resimler,Gif Resimlere Bakma

 

 

 

 

 

 

 

Gif Yazılar(Hareketli Yazılar),Simli Güzel Yazılar

 

Küçük Deniz Kızı - The Little Mermaid Filmi Izle | Çocuk Filmleri

Film Konusu:
Tür : Animasyon / Çocuk / Komedi
Gösterim Tarihi : 23 Ekim 1998
Yönetmen : John Musker , Ron Clements
Senaryo : Ron Clements , John Musker
Görüntü Yönetmeni : Mark Dindal
Müzik : Howard Ashman , Alan Menken
Yapım : 1989, ABD , 82 dk.
Seslendirenler : Jodi Benson (Ariel) , Christopher Daniel Barnes (Prince Eric) , Pat Carroll (Ursula) , Jason Marin (Flounder) , Samuel E. Wright (Sebastian)
Bundan yıllar önce gösterime giren Oscar ödüllü Disney klasiği Küçük Deniz Kızı (The Little Mermaid) yenilenmiş bölümleriyle tekrar izleyici karşısına çıkıyor. Hans Christian Andersen’in ünlü masalından uyarlanan bu çizgi filmle sinemaseverler, denizler altı dünyasına bir yolculuk yapacaklar ve insanların dünyasının bir parçası olma hayalleri kuran genç, ateşli, ve bağımsız ruhlu deniz kızı Ariel’in serüvenlerini izleyecekler.

Rüyalarının prensiyle tanışmaya karalı olan Ariel, bu uğurda Ursula adlı şeytan ruhlu denizaltı büyücüsüyle pazarlık yapmaktan çekinmez ve sesini ödünç verdiği bu pazarlık sonucunda bir çift bacağa sahip olarak yakışıklı insan prensi Eric’in dünyasına ayak basma şansına sahip olur. Babası Kral Triton’un ve yengeç muhafızı Sebastian’ın bütün uyarılarını duymazlıktan gelen Ariel, kendisini suların derinliklerinde bulur ve çok geçmeden de sessizliğin her zaman altın değerinde olmadığını ve Ursula’yla girdiği pazarlığın içinde aklına hayaline gelmeyen oyunlar olduğunu keşfeder.

Temel Fıkraları Okuma,Temel Dursun Fıkraları

  

  

uy paralar

temel banka soymak suçundan yargılanıyormuş , son celsede hakim delil yetersizliğinden temelin tahliyesine karar vermiş . temel bunu duyunca çok sevinmiş ve bağırarak hakime ;
- uy cözünü sevdigumun hacim beyi , yani şimdi bu paralar penim oldu değil mu

içkiyi bıraktım

Temel bir gün avrupaya gider.Temel'in kötü bir aliskanligida vardir, sürekli içki içer.

Birgun bir bara girip barmenden üç bira ister ve hepsini içer.Üç-bes defa böyle yapinca barmen merak eder ve sorar;

-"Niye hep üç tane bira içiyorsunuz?

Temel cevap verir;

-"Ben, Dursun ve Hamdi bizler üçüzüz. Hepimiz dünyanin farkli yerlerindeyiz. Hepimizde bara girdigimizde birbirimizin yerine bira içeriz, öteki iki birayi o yüzden içiyorum" der.

Yine günlerden bir gün Temel bara gelir ve iki bira ister, barmen verir.Temel biralari içtikten sonra tam kalkarken barmen sorar;

-"Allah rahmet eylesin efendim, kardesinizin biri öldü heralde?" deyince Temel cevap verir;



-"Hayir ben içkiyi biraktim da.."

yeni geldim

TEMEL apartmanın onikinci katından düşmüş. Arkadasları hemen gelip sormuşlar:

"Ne oldu lan Temel" demişler.

Temel'de:"VALLAHA BEN DE YENI GELDIM" demiş.

soyulmuş

Temel ava çıkmış, eli boş dönmemek için kasaptan bir tavşan almış. Fadime,

- Ha pu netur, soyulmuş tavşanı nasıl avlaysun?
- Sevişirken yakaladum, çiyinmeye firsatu olmadu vurdimm onuuu.....

temel uçakta

Temel uçakla Trabzona gidecekmis. Oturmus bir yere rasgele... Asil yer sahibi gelmis;

Yer sahibi: Beyfendi burasi benim yerim kalkarmisiniz?

Temel: Hayir

Yer sahibi : Beyfendi burasi benim yerim kalkin

Temel: Hayir

Yer sahibi gider hostese basvurur.

Hostes: Beyefendi burasi sizin yeriniz degil kalkarmisiniz lütfen

Temel: Kalkmam

Hostes çare bulamayinca kaptana basvurur. Kaptan, Temel'in kulagina bisey fisildar ve Temel gecer arka tarafa oturur. Herkes hayret etmis biz bu kadar ugrastik kalkmadi acaba Kaptan nasil kaldirdi bunu. Dayanamayıp sormuslar kaptana:

Kaptan:
-Dedim ki Burasi Trabzon'a Gitmez.

suda kalma yarışı

Temel, Dursun, Cemal suyun altında en çok kalma yarışması yapıyorlarmış. Dursun 15 dakika, Cemal 10 dakika durmuş çıkmışlar. 10 saat olmuş 20 saat olmuş Temel in cesadi karaya vurmuş. Daha sonra Fadimeye baş sağlığı dilemişler.

-"Üzülme" diye teselli etmek istemişler.

Fadime: -"Önemli değil yarışı kazandı ya önemli olan o" demiş.

tuvalet kağıdı

Fadime ile Temel büyükada da dolaşıyorlarmış
Bir martı Temel`in kafasına pislemiş
Fadime:
-Temel git şu tuvaletten tuvalet kağıdı al
Temel:
-Gerek yoktir kuş çoktan uçup gittu

temel ve azrail

Azrail temelin yanına gelir ve kardeş vaktin tamam hadi gidelim der.

Temel de uyanık ya yalvarır bana 5 yıl süre ver ondan sonra gel al canımı azrail tamam der temel de kendi kendine pilot olursam beni havada yakalayamaz derken 5yıl sonunda azrail pilot temelin yanına gelir ve vakit doldu gidelim der

temelde şimdi canımı alsan arkada 300 yolcu var onlar ne olacak der

azrail : oglum hepinizi bir araya getirene kadar anam ağladı zaten

Çok Komik Deli Fıkraları

  

  

yapıştım

Bir gün bir bilim adami yilbasi nedeniyle hastaneleri gezip akillanan delileri salmaya karar vermis. Bir sürü hastaneyi gezmis fakat hic akillandigina kanaat getirilen deliye rastlamamis.

En sonunda bir hastaneye gitmis birde bakmis ki bütün deliler zipliyor hemen onlarla ilgilenen doktorlara sormus:
-"Bunlar neden böyle zipliyorlar?"
-"Bunlar kendilerini misir patlagi zannediyorlar." demis

Birde bakmislar ki bir tanesi ziplamadan yatagin üzerinde sabit bir sekilde duruyormus. Hemen ona yaklasarak sormus.
-"Sen neden ziplamiyorsun?"
-"Ben tavaya yapistim..."

kafa

Delinin birisi hastaneden taburcu olacakmış ve son muayene için baş hekim gelir. Deliye sorar :
-Elin nerede?
Deli gösterir.
-Bacağın nerede?
Deli yine gösterir.
-Burnun nerde?
Deli yine gösterir.
Baş hekim doktorlara :
-Bırakın emrini verir ve çıkar. Hekim çıktıktan sonra deli göbeğini gösterir ve :
-Bende bu kafa varken tabi salıverirsiniz, der.

bijon

Adamin lastigi tam timarhanenin önünde patlamis,kaldirima ancak yanasabilmis. Sonraki islem malum... Kriko, stepne, bijon anahtari derken, birde bunlarin yanina talihsizlik eklenince,söktügü 4 adet bijon yuvarlanip yagmur mazgalina düser.

Mazgal açilir gibi degil, bijonlar görünür gibi degil. Talihsiz sürücü bir sagina bakar, bir soluna bakar, çaresiz duygular içinde kaderiyle basbasa, kaldirima çöker.

Olayi en basindan beri timarhanenin demir parmaklikli penceresinden izleyenbir deli, "çaresiz adam" in halini bir süre daha aciyarak izledikten sonra seslenir;

-Ulan salaaak! Sen ne yapiyorsun orda öyle?

-Sorma birader, lastik patladi ve degistirirken bijonlari mazgala düsürdüm.

-Düsündügün seye bak! Sök öbür lastiklerden birer tane Sök hepsi 3 bijonlu olsun.

Adam bir lastiklere bakar birde deliye ve sanki aklina birden bir fikir gelmis gibi ise girisir. Herseyi tamamlayip bagaj kapagini kapatan sürücünün akli deliye takilir.

Arabasina binmeden evvel ona seslenir:

-Yahu birader! Bu kadar zekan varken seni o timarhaneye neden tiktilar?

-Ulen salak! Biz burada delilikten yatiyoruz, salakliktan degil

deli misin

Deli adamın biri bir gün balkondan aşağı olta sarkıtmış yoldan geçen biriyse adama sormuş:

-"Kaç balık tuttun" demiş. Deli ise adama:

-"Delimisin be adam burada balık ne arar

kırmızı otobüs

Bir gün doktorlar delileri test etmek istiyorlarmış ve kim akıllandıysa, onu bırakacaklarmış. Duvara kocaman bir resim asmışlar. Resim kırmızı otobüs resmiymiş. Doktarlar delilere "Atlayın otobüse" demişler. ve deliler resime doğru yürüyüp girmeye çalışmışlar. Bir deli arkada dikilmiş. Doktorlar "Bu neden otobüse girmiyor" diye. Deli cevaplamış:

-Biletim yoktu

fare misin

Adamin biri kendini fare zannettigi için akil hastenesine düsmüs.Tedavisi bittikten sonra doktor sormus.

-"Simdi sen bir fare misin yoksa insan mi?"

-"Fare olur mu doktor bey ben bir insanim."

-"O zaman artik gidebilirsin iyilestin artik" demis.Deli kapidan çikmis ve imdaaaaaat diye bagirarak tekrar içeri girmis doktor ne oldu demis... Deli :

-"Bir kedi gördüm de ondan korktum demis." Doktor :

-"Sen hani sen artik kendini bir fare zannetmiyordun"demis.Delide:



-"Ben fare olmadigimi biliyorum da kedi nerden bilsin demis.

leyla hanım

Kasabanın tekinde bir adam, her gün çalıstığı yerin karşısındaki restoranta gidip çatalla kaşığı koklayıp o günkü menüyü biliyomuş.

Garsonlar bir süre sonra bu duruma gıcık olmuşlar ve sinirlenip bir gün çatalla kaşığı, o kasabada oturan Leyla Hanım'ın vajınasına sokmuşlar(menu'yü bilemesin diye). Ertesi gün adam deli gibi yine koklamış ve garsonu yanına çağırıp sormuş:

"Leyla Hanım burda mı çalışıyor

Nasreddin Hoca Fıkraları Okuma,Çok Komik Fıkralar Okuma

  

  

şakadan hoşlanmam

Nasrettin hoca pazarda dalgın yürüyormuş.etrafındaki esnafları seyrediyor.bu sırada ensesine bir tokat geliyor. Hoca tökezlemiş bir kaç adım sendelemiş neyse toparlanıp sinirli bir şekilde arkasını dönmüş.

Bir bakmış ki hocanın 2 katı hayvan gibi bir adam. Hoca durmuş bir yutkunmuş önce,sonra:
- bana senmi vurdun? demiş adama.
Adam: - ben vurdum lan ne olacak demiş.
Hoca: - sakadan mı vurdun ciddiden mi? demiş
Adam: - ciddi vurdum napacan?!
Hoca: - Aman aman, öyle olsun... Cunku şakadan hiç hoşlanmam da

Namaz

hoca bi gün camiye gitmiş namaz kılacakmış hoca vaaz verirken demişki sağ tarafıızda melekler sol tarafınızda şeytan bulunur.

Bunu duyan hoca namaz sonunda selam verirken sağa dönmüş meleklere esselamün aleyküm demiş sola dönüp şeytanlara iktirin len burdan deyip namazı bitirmiş

Rüzgarin Attigi Adam

RÜZGARIN ATTIĞI ADAM:
Hoca bir gün boş bir bostana dalar yolar temizler bostanda ne varsa marullar patlıcanlar salatalar. Doldurur bir çuvala tıka basa tam yükü yüklenecekken Çam yarması bir adam peyda olur herif der ne arıyorsun burada hoca bir düşünür ve cevabı bulur Der ki:

-Dün bir rüzgar çıkmıştı ya o attı beni buraya
-Demek seni buraya atan rüzgar peki ya bu patlıcanlar marullar onları da hep rüzgarmı kopardı

-Evet biraz fazlaca esiyordu beni öteye beriye savurdu neye uğradığımı bilemedim bari şunlara tutunayımm dedim neye tutundum sa elimde kaldı.

Bunun üzerine bostancı kızar:

-Peki çuvala koyan da mı rüzgar söyle kim doldurdu çuvala bunu?
Hoca tatlı tatlı kaşır burnunu
sonra döner der ki:
-ilahioğlum işte ben de onu düşünüyorum ya

Baklava

Hoca aksamleyin eve dogru yururken, baklava seven bir koyluyle karsilasir.

-Hoca, kisa bir sure once bir adam buyuk bir tepsi baklava goturuyordu...

-Beni ilgilendirmez!

-Fakat adam tepsiyi sizin eve goturuyordu.

-O zaman seni ilgilendirmez

ALLAH biliyor

Nasreddin Hoca bir cimri tanidiginin evine gittiginde tanidigi ona bayat ekmek ile bir tabak bal ikram etmis. Nasreddin Hoca bayat ekmegi disi kesmeyince sinirinden bali kasikla yemeye baslamis. Ev sahibinin gözü yerinden oynamis :

-Aman efendim, bal ekmekle yenmez ise, insanin içini siyirir, demis.

Nasreddin Hoca hiç ses çikarmadan bali bitirmis ve :

-Kimin içinin siyrildigini Allah biliyor, demis

hoca ve burçlar

hocaya bır gun sormuslar : hocam burcunuz nedir?
hoca:teke demiş
ahali:tekee diye bir burç yoktur ki demış
hoca:60 yıl once doğduğumda bırcum oğlaktı 60 yıl sonra buyudu teke oldu demıs

İyi Kari

Hocanın eşeği ölmüş. Kapının eşiğine oturmuş, hüngür hüngür ağlıyormuş. Bir komşusu yaklaşarak:

-A Hoca! Geçende karın öldü, ağlamadın. Bir eşek için ağlamak sana yakışır mı?

-Nasıl ağlamam! Karım ölünceeş, dost hepiniz etrafımı aldınız, üzülme biz sana daha iyisini buluruz dediniz. Ama biri çıkıp da; Hoca ağlama, sana daha iyi bir eşek alırız demedi

En Güzel Çocuk Fıkraları,Çocuklar İçin Fıkralar

  

ikramın böylesi

Adamın biri yabancı bir şehirde, bir evin kapısını çalarak bir ricada bulunur:
- Çok susadım ve buralarda su bulamadım. Lütfen bana bir bardak su verir misiniz? Kapıyı açan çocuk, adamın yüzüne bakarak:
- İstersen ayran getireyim, der.Adam bu teklifi memnuniyetle kabul ettikten sonra, çocuk bir çanak ayran getirir.Adam ayranı içtikten sonra çocuk:
- İstersen daha getireyim, der.
- Zahmet olur yavrum.
- Hayır ne zahmeti. Zaten bu ayranın içine fare düştüğü için nasıl olsa dökecektik! Bunun üzerine, adam iğrenerek elindeki ayran çanağını hiddetle yere atıp parçalayınca, çocuk feryadı koparır:
- Anneee, kapıdaki adam köpeğin çanağını kırdı

nasıl girdi nasıl

bizim afacanin yaramazlikta ustune yoktur
bir gun ailesi ile birlikte ,misafirlige giderler
bir ara sohbet esnasinda bizim afacan bir soru sorar
teyzecigim ,neden cok cikolata ve seker yiyorsun
teyzesi sorar ne oldu ki?
baksana cok sismanlamissin der ve ilave eder
annem bana cikolata ve seker yeme , sonra cok sisman olursun diyor
teyzesininde karni burnundadir bu arada
soyle karnini bir sivazlayarak derki
alicigim bu sismanliktan degil der
ali iyice meraklanmistir
peki neden de
teyzeside
bu sismanliktan deyil ,burada bebek var der
bizim afacan bir sey anlamamistir
soyle bir duraklamadan sonra
teyzecigim, bu bebek oraya nasil girdi, nasil cikacak

cadoloz

Evin annesi utu yaparken, evin kucuk yaramazi da
salonda oyuncak treniyle oynuyomus.. derken annesi bir
kulak kabartmis ki oglan soyle bagiriyor:
- EVET..!! SON DURAGA GELDIK..!! DUYMADINIZ MI
ALLAHIN CEZALARI HALA NE OTURUYOSUNUZ?? CABUK DEFOLUN
iNiN ASAGI..!!!
Bunlari duyan anne neye ugradigini sasirmis dogru
salona kosmus:
- Sen nerden ogrendin bakiyim boyle konusmayi?? Ne
kadar ayip.. simdi dogru odana gidiyosun tam 2 saat
cezalisin...bi daha da agzindan oyle kotu sozler
duymayayim..!!
2 saat sonra kucuk afacan tekrar salona donmus,
treninin basina oturmus....annesi de mutfakta yemek
yapiyomus, derken yine oglanin konusmalarini duymus:
- Sayin yolcularimiz, iste son duraga geldik.. Umariz
cok guzel bir yolculuk gecirmissinizdir.. Lutfen
esyalarinizi trende unutmamaya dikkat ediniz... Trene
yeni binen yolcularimiz, sizin de cok guzel bir
yolculuk gecirmenizi diliyoruz.. kucuk bagajlarinizi
koltuklarinizin altina koyabilirsiniz.. bu arada
unutmayin yolculuk sirasinda sigara icmek yasaktir..
Bunlari duyan annesi az onceki cezanin ise
yaradigindan memnun gulumserken oglan konusmasina
devam etmis:
-.. ayrica iki saatlik rötar yuzunden mutfaktaki
cadaloz adina hepinizden ozur dileriz...!!

birşey değil

Küçük Ali annesinin elinden tutmuş, birlikte alışverişe gidiyorlar. Bu sırada yol kenarında bir at arabası beklemekte. At bir aygır olduğundan ve hemen ilerideki at arabasının önündeki kısrağı gördüğünden malafatı kaldırmış ucu yere değiyor. Ali hemen annesini çekiştirerek sormuş:
-Anne şu sallanan kocaman şey ne?
Annesi utana sıkıla Ali'ye cevap vermiş
-Birşey değil oğlum birşey değil
Bunu duyan at arabacı hemen cevabı yapıştırmış:
-Hanım hanım buna da birşey değil diyorsan gözünü toprak doyursun...

asker

birgün çocugun biri kumsalda tek basina oyun oynuyomus cocugu gören nöbetçi polis çocugun yanina yaklasip
-"napiyosun evladim"der babacan bir sesle,
-"polis yapiyorum bey amca" diye cevap verir.gururlanan polis,
-"aferin sana ne kullaniyosun" diye sorar.çocuk;
-"biraz kum biraz su biraz da bok karistiriyorum"diyince polis köpürür ve çocugu bi güzel döver. bu dayak muhabbeti 3-5 gün sürer. artik çocugu dövmeyi adet edinen polis çocugu yine dövmek için;
-"napiyon lan burada"diye sorar.yedigi dayaklardan çehresi degismis olan çocuk;
-"jandarma yapiyorum amca" der. bu cevaba sasiran polis;
-"ne kullaniyorsun" diye sorar. çocuk;
-"biraz su biraz da kum karistiriyorum"
der. polis;
-"hani bunun boku" diye sorar,cocuk;
-"boku karistirinca polis oluyo amca der.

anne babanın saçları

Buyuk sirketlerden birinin patronu, bilgisayar sistemleriyle ilgili
onemli bir arızanın acilen giderilmesi için bilgisayar muhendislerinden
birinin evine telefon eder.
Karsi taraftan fisildayan bir cocuk sesi
- "Alo" der.Patron sorar:
- "Baban evde mi? Cocuk fisildayarak cevap verir:
- "Evet".Patron sorar:
- "Onunla konusabilir miyim?" Cocuk fisildayarak cevap verir:
- "Hayir".Patron sasirarak:
- "Peki annen evde mi?".Cocuk fisildayarak:
- "Evet".Patron:
- "Peki onunla konusabilir miyim?".Cocuk yine fisildayarak:
- "Hayir".Patron saskin:
- "Orada baska kimse var mı?"
- "Evet" der cocuk fisildayarak.
- "Bir polis memuru var".Mühendislerinden birinin evinde polisin ne isi olduğuna anlam veremeyen adam sorar:
- "Memur beyle konusabilir miyim?"
- "Hayir" der ufaklik, şu anda mesgul".İyice meraklanan patron:
- "Neyle mesgul?" Cocuk fisildayarak cevaplar:
- " Annem babam ve itfaiyeci amcalarla konusuyor"
Meraklanan ve endiselenen patron, telefondan gittikce artan bir gurultu duyar:
- "Bu ses de ne?.." diye sorar.
- "Helikopter" der çocuk, hala fisildayarak.Panikleyen patron:
- "Neler oluyor orada" diye sorar.Cocuk hala fisildayarak:
- "Arama kurtarma timi geldi".Patron endiseli ve neler olduğunu bilememenin kizginligi icinde:
- "İyi de neyi ariyorlar...?".Kucuk cocuk hala fisildayarak ve kikirdayarak cevap verir...
- "BENİ

Saklambac.Bloggum.Com|Çizgi film izle|Çizgi Film Resimleri|Çocuk Oyunları|Oyun Oyna|Giydirme Oyunları|Canlı Yumurcak Tv İzle|Komik Resimler|Resimler|Çocuk Resimleri|Çocuk Dizileri|Selena İzle|Bez Bebek İzle|Bratz|Bratz Çizgi Filmi|Bratz İzle|Wings Çizgi Filmi|Wings Resimleri|Masal Okuma|Çocuk Hikayeleri|Çocuk Fıkraları|Çocuklar İçin|Eğlence|Mizah|Hepsi Şarkıları|Hepsi Resimleri|Hepsi 1 Dizisi|
Zirve100 Toplist